Sosyal Güvenlik Ponzi Değildir, Olamaz (V) ― Son Sözler (1. Kısım)
YazarT. Sabri Öncü
1923 sonrasında Türkiye, İtalyan faşizminin korporatif araçlarını uyarlayarak paternalizm, solidarizm ve korporatizmi harmanlayan, işçi sınıfını baskılayan vesayetçi bir melez düzen kurdu. Bu makalede, bu melez düzenin 1969’a dek evrimini inceliyorum. 1961 Anayasası grev hakkı tanısa da vesayet sürdü, 1963, 1964 ve 1969 düzenlemeleri sistemi esnetti ise de dönüştürmedi.
Giriş
Dizinin dördüncü yazısında, sosyal güvenlik üçüzlerinden ikisine, Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) ile Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu’na (Bağ-Kur) odaklanmıştım. Emekli Sandığı’nı dördüncü yazının dışında tutma nedenim ise onun, 1949 tarihli ve 5434 sayılı kurucu kanununda bile aktüeryal ilkeler bulunmadığından, kuruluşundan itibaren aktüeryal ilkelere göre fon biriktirmeyen, dağıtım esaslı bir kurum olduğunu önceki yazılarımda göstermiş olmamdı.
Ayrıca, Emekli Sandığı’nın 1971 tarihli ve 1425 sayılı Kanun ile gelir fazlası merkezi hükümet genel bütçesine gelir kaydedilen ve açıkları Maliye Bakanlığı bütçesinin sosyal transferler bölümüne konulan ödenekten kapatılan bir bütçe idaresine dönüştürüldüğünü de belirtmiştim ― ki bu haliyle bir Ponzi olması mümkün değildi.
Dördüncü yazıda ise, kurucu kanunlarında birtakım aktüeryal ilkelerden söz edilmiş olsa da, SSK ve Bağ-Kur’un da aslında aktüeryal ilkelere dayalı fon biriktirmediğini, dağıtım esaslı kurumlar olduğunu gösterdim. Böylece, tıpkı Emekli Sandığı gibi, onların da Ponzi olmalarının mümkün olmadığı sonucuna vardım. Özetle, Türkiye sosyal güvenlik sisteminin üçüzlerinin Ponzi olmadıklarını ortaya koydum.
Bu tespitlerin ışığında, dizinin gerisinde, bir önceki yazımda söz verdiğim gibi, Türkiye sosyal güvenlik sisteminin 1980 sonrası evrimini ele alacağım. Ama önce, bu yazıda, dizinin daha önceki yazılarında bazılarına kısmen değindiğim 1980 öncesindeki önemli gördüğüm gelişmeleri kısaca özetleyeceğim. 1980 sonrası ise bir sonraki yazının konusu olacak. Bu özeti sunmaktaki amacım yalnızca okuyucuya kolaylık sağlamak değil, aynı zamanda 1980 sonrası tartışılırken bu tarihsel birikimin de hesaba katılması gerektiğidir.
Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinde devlet-toplum ilişkilerinin tarihsel sürekliliği yalnızca ideolojik değil, kurumsal patika bağımlılığı içinde şekillendi. Osmanlı’dan devralınan güçlü idare ve baskı düzeni, tek parti döneminin devletçiliğinden çok partili popülizme, 1961 Anayasası’nın açtığı kurumsal çerçeveden 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbelerine uzanan farklı siyasal projeler altında yeniden üretildi. Bu süreklilik, işçi sınıfının ve daha geniş toplumsal kesimlerin örgütlenme maliyetlerini artırarak sınıf temelli ortak mücadele olanaklarını yapısal olarak sınırladı. Bu yüzden toplumsal muhalefet çoğu zaman kalıcı örgütlenmeler yerine yerel, dönemsel ve parçalı biçimler aldı; almaya da devam ediyor. Bu yazıda bu gözlemleri tartışıyorum.
Yazının devamını Katman İktisat Portal’ından aşağıdaki linki tıklayarak okuyabilirsiniz.
https://katmanportal.com/sosyal-guvenlik-ponzi-degildir-olamaz-iv/
