19.4 C
İstanbul
Cuma, Haziran 12, 2026

Sosyal Güvenlik Ponzi Değildir, Olamaz (III)

- Advertisement -spot_imgspot_img
- Advertisement -spot_imgspot_img

YazarT. Sabri Öncü

Bu yazıda, ABD Sosyal Güvenlik İdaresi’nin tarihsel gelişimini inceliyorum. Tıpkı Türkiye sosyal güvenlik mevzuatı gibi, ABD sosyal güvenlik mevzuatı da bir “yap-boz-yap” tahtasıdır ve sisteme katılanlardan katkı toplanması, Franklin Delano Roosevelt’in dediği gibi, bir iktisat meselesi değil, düpedüz siyasettir.

Giriş

Dizinin ikinci yazısına, sosyal güvenliğin yalnızca çeşitli uluslararası sözleşme ve bildirgelerde değil, anayasamızda da bir hak ve bu hakkın gereklerini yerine getirmenin devletin ödevlerinden olduğunu anlatarak başlamıştım. Sonrasında ilk yazıda yaptığım bazı hataları düzeltip, Türkiye’de sosyal güvenliğin kurumsallaşmaya başladığı 1945 yılı ile Türkiye Rakı Krizi’nin (Cömert ve Öncü, 2023) gerçekleştiği 1994 yılı arası dönemde Türkiye’de sosyal güvenlik sistemi hakkında bazı yanlış bilinenleri tartışmıştım.

1994 yılını bir eşik olarak seçmemin iki temel nedeni var: İlki, Rakı Krizi sonrası, Tansu Çiller hükümetinin aldığı 5 Nisan 1994 Kararlarından tam bir ay sonra, 5 Mayıs 1994’te Dünya Bankası ile imzalanan kredi anlaşmasıyla Türkiye’nin sosyal güvenlik geleceğinin başkalarına devredilmesidir (Alpar, 2000). Bu anlaşmayla Sağlık Finansmanı Politika Seçenekleri Çalışması, Avustralya Sağlık Sigortası Komisyonu’na, Emeklilik ve Sosyal Yardım Sistemleri Reform Çalışması ise Uluslararası Çalışma Örgütü’ne (ILO) devredilmiştir.[1] İkincisi, bu yılın, Dünya Bankası’nın sosyal güvenlik sistemlerini dünya genelinde yeniden kurgulayan 4 Ekim 1994 tarihli ünlü raporu Yaşlılık Krizini Önlemek: Yaşlıları Koruyan ve Büyümeyi Destekleyen Politikalar raporunun yayımlandığı yıl olmasıdır. Bu raporları dizinin daha sonraki yazılarında inceleyeceğim.

Dizinin bu yazısında, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) sosyal güvenlik kurumuna (Social Security AdministrationSSA) odaklanacağım. Amacım, bir sonraki yazımda Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) ile Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu’nu (Bağ-Kur) SSA ile karşılaştırmak. Bir sonraki yazımda bu karşılaştırmayı yapmak isteme nedenim, var oldukları sürede bu iki kurumun da çalışanlardan topladıkları katkılarla katılımcılarının gelecekteki ödemeleri için fon biriktiren değil, SSA gibi, açık verdiklerinde açıkları kamu tarafından karşılanan, fazla verdiklerinde ise fazlaları kamu harcamalarını fonlayan dağıtım esaslı kurumlar olduklarını göstermektir.

Emekli Sandığı’nı dışarıda bırakma nedenim ise kurumun 1971 yılında 1425 sayılı Kanun ile bir bütçe idaresine dönüştürülüp 2008’de Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) çatısı altına alınana dek öyle kalmış olmasıdır. Maliye Bakanlığı’na bağlı Emekli Sandığı’nın bütçe idaresine dönüştürülmüş olmasından kastım, 1425 sayılı Kanun ile gelir fazlasının merkezi hükümet genel bütçesine gelir kaydolması ve açıklarının Maliye Bakanlığı bütçesinin sosyal transferler bölümüne konulan ödenekten kapatılmış olmasıdır (Öncü, 2026). Başka bir deyişle, Emekli Sandığı’nın 1971’den SGK çatısı altına girene dek fazla verdiğinde kamu açıklarını fonlayan, açık verdiğinde ise açıkları kamu tarafından kapatılan dağıtım esaslı bir kurum olduğu 2008’e dek geçerli 1425 sayılı Kanun’da yazılıdır, gösterilmesi gerekmez.

Yazının devamında SSA’yı incelemeye geçmeden önce, devlete bir sorum var: Harcamaların için sana borç verdim, alacaklıyım. Alacağını vermem diyorsun. Hangi hakla?

Yazının devamını Katman İktisat Portal’ından aşağıdaki linki tıklayarak okuyabilirsiniz.
https://katmanportal.com/sosyal-guvenlik-ponzi-degildir-olamaz-iii/

- Advertisement -spot_imgspot_img
Son Eklenenler
- Advertisement -spot_img
Related news
- Advertisement -spot_img